The Latest

Ey 15, 2014
Ey 12, 2014

Gelme diyecektim, geldin. iyi ettin geldiğine. neredeyiz? bir şehir yanıyor, dikkat et. Tutuşabiliriz. İşte ilk ateş gözlerine düştü, sonra dudaklarına, saçlarının arasına kıvılcımlar doldu ışıl ışıl. Yanıyorsun, yanıyorum, yanıyoruz…

Aramakla yetinsek bunlar gelmeyecekti başımıza. yine de memnunum. İyi ettin geldiğine. Taş olup kalmaktansa, ağaç olup yanmak iyi. Ellerini ver, ellerini. Öpüşmeye susadım. Tırnak uçlarından öpmeye başlayacağım seni. Titreme, yanıyorsun…

Koluma yat, sağ koluma, güçlü, erkek koluma. dağılsın saçların, bırak. Nasıl olsa onları da öpeceğim tutam tutam. Kulak memelerini, gür kaşlarını, dudaklarını öpeceğim. Dolgun dudaklarını, seven, sevdiren dudaklarını. Dişlerim dişlerine değecek. Yum gözlerini, artık yaşamıyoruz. Belki de yaşamak bu, bizim bilmediğimiz.

Öyleyse yeni yeni başlıyoruz yaşamalara, derin nefes almalara, o ölümsüz olmalara…
Bir ekşi elma ısırıyordum, dişlerim kamaşıyordu omuzbaşlarını gördükçe ve biraz sen oluyordum sevdikçe, seviştikçe. 
"Işığı Söndür" diyordun, inadına yakıyordum. Yalvarıyordun, çıldırıyordum. Hiç ağlamadın. Ağlasan ne değişecekti. Ama ağlamadın işte yükseldin, yüceleştin, Tanrılaştın bir yerde. Öyle güzeldin anlatılamaz…

Alnımdan ter boşanıyordu, saçlarım yapış yapış olmuştu. Dakikada 1000 merdiven inip çıkıyordum. Karanlıklar içinde birbirimizi aydınlatıyorduk.
Sağır bir zamandı yaşadığımız. sağır ve merhametsiz. Kör bir geceydi yumruklayan kapıyı, kör ve dilsiz.
Artık sönmeyecektik, biliyordum…

Ümit Yaşar OĞUZCAN

Ağu 28, 2014
Ağu 28, 2014
Ağu 28, 2014
Ağu 28, 2014
Ağu 28, 2014
Ağu 28, 2014
Ağu 28, 2014
Ağu 28, 2014